Açarken yüreğini hanımeli, naz gözlerde
Bahar söylemlerine nazır kuşlar ağlamaklı…
Yorgun yüreklerde bir avuç mutluluk misali
Yüz görümlerinde konfeti uçuşundayken sevda
Yayar gönül sahile aşk kokularını
Dolanır tene gün karası öpüşmeler
Ahir devirlerin tedirgin nazarlarında
Cenevizli bir yosma sallar Galatayı
Çağlar sahnede gece vurgunu Eleni
Yayılır derin bir fasıl Beyoğlu kaldırımlarından
Düşer Hisardan bin ah yakamoz boylarına
Küser Emirgan nazende süzülüşlere
Çakarken her gece fenerlerinde arzu
Menevişlenir Poyrazköyde öyküler
İner serzenişler sığısına kumsalın
Yalar deniz, bungalov tütsülerinde mehtabı
Ağıt sarar her yanını devranın
Girer suskunluğuna kastanyet
Bir matador haşmetine sığınır
Bakire, flamengo nağmeleri…
Göz bebeği çığlıklarında
Oynak halay ahestelerindeyken
Ihlamur gülüşlü yar
Aşk yağar geceye usulca
Ten susturur ayazı
Filize tutar göğüsleri zamanın
Düş sağar geceye sevda…
HEDİYE ŞARKI İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. HEPİMİZE İYİ DİNLEMELER.
gozunuz aydın:))))))
yine yoksun diye düşmanım her güne diyorum ne diycem ya boş boş karalıorum ) çav çav
Rica ederim hocam :) ...
Kardeşçe bir özen dolu, gülümsemenin ardında,
Nefret eder, iktidar diyalektiğinin kurbanı gazete okurundan.
"Demokrasi"ye çağırır hep göz kırparaktan.
Yalnızca nefret eder insanın bedensel zevklerinden,
Hiç unutmaz yiyip yiyip çiftleşenleri,
Tümünün boğazını kesivermektir derdi.
Genel öfkeyi durdurmak için önerisi: dans ve garden-parti.
"Kültür!" der "Sanat!" der, ama bunlarda gördüğü
Bir sirktir, ne fazlası ne eksiği.
Tamamen tükenmiştir, bitmiştir.
Uykusunda ya da ameliyat masasında, "Tanrım, ah Tanrım!" der
Kendisini Mithra ile İsa'ya tapınmayı birleştiren Romalı gibi görür.
Eski inançlara bağlıdır hâlâ bağlıdır, bazen de kendini şeytanın elinde sanır.
Geçmişe saldırırsa da istemez tümden yıkılmasını,
Korkar kafasına başka dayanak bulamamaktan.
İskambili, satrancı, en çok da kendiyle tartışmayı sever.
Bir eli Marx'ın yazılarının üstündedir, ama gizlice İncil okur.
Tükenmiş kilise ayinlerini alaycı gözle izler.
Dekoru: At eti rengi yıkılmış bir kent.
Elinde: Ayaklanmada öldürülmüş bir "faşist" oğlanın not defteri.
Şiir: Czeslaw Milosz: Yirminci Yüzyılın Portresi
cahit koytak şiiri içinözellikleteşekkür ederim.
Yataktan doğruldu:
1-Tekrar yattı ve önce evden çıkma telaşını yaşamadı sonra otobüs bulma telaşını yaşamadı. İşe başlama stresi ise ancak kâbuslarında kaldı. Bu arada tekrar yatmakla ne mi kaçırdı? Şu ana kadar yaşadıklarını…
2-Alarmını 10 dakika sonraya kurdu ve 10 dakika daha uyudu. Ne mi oldu? On dakikalık zaman kazanmak için daha hızlı hareket etmesi gerekti. Evet, daha hızlı hareket etti. Ne mi oldu? Kahvaltıyı yapamadı…
3-Anında yataktan kalktı ve önce banyo sonra mutfak ziyaretlerini gerçekleştirdi. Dış kapıyı açtı, ayakkabılarını giydi. Otobüs durağı sakindi. Otobüs beş dakikalık bekleme maratonundan sonra geldi. Bu beş dakika ne anlamsızdı, o da yoktu. Acaba o 1’i mi 2’yi mi seçmişti. Başka ne olabilirdi ki? İş yerinde sorarım diye düşündü. İş yerine geldiğinde, o yoktu. Ne mi oldu? O zaten hiç olmamıştı…
SONRA: Uyanmazsak yaşayamayız, hayal edemeyiz… Dedi; o ona…
Uyku adlı eserinden Necat Dilaver ...
“öleceğim, efendim
bir gün mutlaka öleceğim
ama beşkırkbeş vapuru
- kim durdurabilir onu -
beşkırkbeşte kalkacak yine
biraz sıkışır mısınız
günahlarım
tövbelerim sadakalarım
heveslerim erdemlerim başarılarım
kağıtlarım muskalarım
madalyalarım
traşlı fotoğraflarım traşsız
fotoğraflarım
ruhum cesedim gözyaşlarım
burda büyüğüm burda küçüğüm
burda büyüğüm
buraya sığarım buraya
sığarım buraya sığarım
biraz sıkışır mısınız biraz
sıkışır mısınız
biraz
sıkı
şır
mı
sı
n
ı
z”
"Cahit Koytak "
Hocam burdamısınız :0) , hoşgeldiniz sizde :) ...