sallican panosuarkadaşları neler demiş? Açarken yüreğini hanımeli, naz gözlerde Yorgun yüreklerde bir avuç mutluluk misali Ahir devirlerin tedirgin nazarlarında Düşer Hisardan bin ah yakamoz boylarına Çakarken her gece fenerlerinde arzu Ağıt sarar her yanını devranın Göz bebeği çığlıklarında Aşk yağar geceye usulca Filize tutar göğüsleri zamanın FaallCoomredhouse 10 Nisan 2008 04:00yine yoksun diye düşmanım her güne diyorum ne diycem ya boş boş karalıorum ) çav çav Lustral3661 02 Nisan 2008 21:23Rica ederim hocam :) ... Kardeşçe bir özen dolu, gülümsemenin ardında, "Demokrasi"ye çağırır hep göz kırparaktan. "Kültür!" der "Sanat!" der, ama bunlarda gördüğü Tamamen tükenmiştir, bitmiştir. Uykusunda ya da ameliyat masasında, "Tanrım, ah Tanrım!" der Bir eli Marx'ın yazılarının üstündedir, ama gizlice İncil okur. Şiir: Czeslaw Milosz: Yirminci Yüzyılın Portresi Ercestbeau 27 Mart 2008 13:17Yataktan doğruldu: Uyku adlı eserinden Necat Dilaver ... Ercestbeau 26 Mart 2008 17:38“öleceğim, efendim bir gün mutlaka öleceğim ama beşkırkbeş vapuru - kim durdurabilir onu - beşkırkbeşte kalkacak yine biraz sıkışır mısınız günahlarım tövbelerim sadakalarım heveslerim erdemlerim başarılarım kağıtlarım muskalarım madalyalarım traşlı fotoğraflarım traşsız fotoğraflarım ruhum cesedim gözyaşlarım burda büyüğüm burda küçüğüm burda büyüğüm buraya sığarım buraya sığarım buraya sığarım biraz sıkışır mısınız biraz sıkışır mısınız biraz sıkı şır mı sı n ı z” "Cahit Koytak " Ercestbeau 20 Mart 2008 20:16Şarkılar Necati Cumali Ercestbeau 10 Mart 2008 17:46“Size Sunuyorum Tüm Şiirlerimi, Ey Tarihin Hürriyet Kavgalarında Ölenler!” Yazarlık serüvenine şairlikle başladı Necati Cumalı. Elli beş yılı aşkın sanat yaşamı boyunca şiirden, roman ve öyküye geniş bir yelpazede eser üretti. Oyun yazarlığı ile ulusal tiyatromuzun temellerinin atılmasında büyük bir rol oynadı. Belediye başkanlığı yaptı. Üç kez askere alındı… Şimdi Yunanistan sınırları içindeki Florina’da, 1921 yılında doğan Necati Cumalı, 1923 yılındaki mübadele sonucu İzmir-Urla’ya yerleşen bir çiftçi ailesinin oğludur. İzmir’deki öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Yaşamının büyük bir kısmı, edebiyatın dışında memuriyetle geçti; Toprak Mahsulleri Ofisi’nde memuriyet, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin Paris Basın Ataşeliği, İstanbul Radyosu’nda redaktörlük… Memuriyetle devam eden yazın hayatı, memuriyet sonrası ise tüm yaşamını kapladı. Yüzlerce eser kazandırdı edebiyatımıza. Sayısız da ödül kazandı… Yazın serüvenine şairlikle başlayan Cumalı, ilk şiirlerini 1939 yılında İzmir Halkevi dergisinde yayımlar. Benimsediği “Yeni Edebiyat” anlayışı ile dönemin tüm aydınlık ve ilerici dergi ve gazetelerine şiirler yazar. “Kızılçullu Yolu” adlı ilk kitabını 1943 yılında yayımlar ve ardından askere gider. Askerdeyken geçirdiği zehirli sıtma hastalığının da etkisiyle yazdığı “Harbe Gidenin Şarkıları” adlı kitabı, büyük yankı uyandırır. Kızılçullu Yolu’nda iyimser, aydınlık şiirler yazan Cumalı, Garip akımından da etkilenerek yazdığı şiirlerinin birçoğunu Varlık dergisinde yayımlar. Dil ve anlam oyunlarından uzak, gündelik yaşama dair konular işleyerek halka daha yakın olur. Ancak Garipçilere olan bu yakınlığı kısa sürer Cumalı’nın. Şiirlerinde yoğun duygular yansıtmaya başladığı anda ayrılır Garipçilerden. Harbe Gidenin Şarkıları’yla başlayan içtenlik ve toplumsal sorunlara olan duyarlığıyla kendine özgü bir tarz yaratır. 2’nci Dünya Savaşı’nın buhranlı yıllarında tüm çağdaşları gibi, duyarlığını eserlerine yansıtır. Hürriyet, vatan ve barış temaları öne çıkar şiirlerinde. Size sunuyorum bu şiirlerimi Bazen toplama kamplarındaki acıları anlatır şiirlerinde, bazen Libya çöllerindeki savaşları, bazen de siperlerde çaresizce nöbet tutan askerleri… Safça duygularla… Sarışın bir nöbetçiyi unutmayacağım Cumalı’nın, 1947 yılında yayımlanan “Mayıs Ayı Notları”nı okuyanlar, bu değişime şaşırırlar ilk olarak. Öyle ya, toplumcu şiirler yazan Cumalı, aşk ve doğa temalı şiirler yazmıştır bu kez. Toplumculuğu da elden bırakmadan… Bir öğrenci duyarlılığıyla… Gece yarısı elbiselerim Köy edebiyatından sıyrılan bir gerçekçilik Cumalı, üslubu, dilindeki zenginlik ve duru Türkçe gibi kendisini tüm çağdaşlarından ayıran özellikleriyle, şiir dışında eserler de vermeye başlar bir süre sonra. Lise yıllarında kitaplarıyla tanıştığı Sabahattin Ali’nin etkisinde kalarak, öykü yazmaya başlar. Bir süre sonra öykücülüğünü geliştirir ve Ulus gazetesine her hafta bir öykü yazar. Sabahattin Ali’nin etkisiyle başladığı öykücülüğünde ve romanlarında yepyeni bir tarz oluşturacaktır. Çağdaşları gibi ne salt “köy edebiyatı” ne de “toplumsal gerçekçilik” akımının üzerine yapışmaması için uğraş verir ve başarır da. Ege yöresinin yaşamını tüm ayrıntılarıyla gözler önüne serer roman ve öykülerinde. Özellikle de İzmir ve çevresi üzerine yoğunlaşır. Ege yöresinin saf, çalışkan ve yiğit insanlarını anlatır. Köy edebiyatından uzak kalır kalmasına ama sıradan köylüler için suyun ve toprağın ne kadar önemli olduğunu da öğretir bizlere. Ülke sorunlarından ve toplumsal gelişmelerden uzak kalmaz hiçbir zaman. Yaşamın, şu anda birçoğumuza basit gelen kavramlara entegre olduğunu unutturmaz, hala… “Susuz Yaz”daki kavgayı unutabilir miyiz? Tütün ekicilerinin geleceklerini tütüne bağlamasını? “Acı Tütün”ü, “Yağmurlarla Topraklar”ı… “Boş Beşik”teki, “Zeliş”teki dramları… 1959 yılında yazmaya başladığı “Tütün Zamanı” üçlemesinde Cumalı, Ege yöresinin yaşamsal ve ekonomik sorunlarını tüm çıplaklığıyla yansıtır. Özellikle üçlemenin son kitabı Acı Tütün, 1952 yılındaki tütün piyasası açılışında gelişen ekonomik ve siyasal olayların çevresinde biçimlenip, yöre insanının mücadelesine simge olur. Tütün ekicilerinin koşullarını anlattığı bu romanın ardından Zeliş’te ise çarpıcı bir aşk öyküsünü konu edinir. Yine tütün ekicilerinin etrafında şekillenen bu öykü ve Yağmurlarla Topraklar ile Cumalı, edebiyatımıza unutulmaz bir Ege destanı kazandırır. “Viran Dağlar” adlı eserinde ise Ege yöresinin ardından Rumeli insanını ve yaşam koşullarını konu edinir Cumalı. Edebiyatımızda çok fazla işlenmeyen bir bölge Rumeli ve çevresi. Kendisi de o topraklarda doğan ve mübadele dönemini yaşayan Cumalı, ailesinden dinlediği yaşam öykülerini ve gözlemlerini, kardeşlik ilişkilerini sürdürseler de din ve dil ayrılıkları, ulusçuluk değerleri neticesinde birbirine düşen halkların öyküsünü, Viran Dağlar ve Makedonya 1900 adlı eserlerinde yansıtmayı başarır. Özellikle Anadolu insanının gözünde yasak kavramlar olarak süregelen cinsel dürtüler de ilk kez Cumalı’nın kaleminden vücut bulur. Bu kavramları anlattığı “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı eserinde, Anadolu insanının cinsellik olgusunu ve bunalımlarını büyük bir ustalıkla anlatmasını bilir. İzmir’deki avukatlık yıllarında edindiği gözlemlere dayanarak yazdığı “Susuz Yaz” ise yaşamlarını toprak üzerine şekillendiren çiftçiler için suyun ne kadar önemli olduğunu vurgular. Bunun yanı sıra hukuku kendileri biçimlendirmeye çalışan köylünün başvurduğu şiddet sonucu alt üst olan insan yaşamını büyük bir gerçekçilikle anlatır. Aydın düşüncenin ışığında bir ömür Cumalı’nın şairliğine geri dönecek olursak, O’nun için edebiyatımızın en başarılı toplumcu şairlerinden biri saptamasını yapabiliriz. Özellikle “Karakolda” adlı şiiri, toplumcu gerçekçi anlayışta yazılan belki de en iyi şiirdir. Ağıt tarzında yazdığı bu şiiri, Salahattin Batu’nun deyimiyle, “çiçek kokuları, katmerler, fesleğenler, İyonya’nın zeytinli yamaçları arasında Türk renkleriyle boyanmış, yalın, yapmacıksız bir resim” gibidir. Bu sabah Özbek’te Cumalı’nın şiirlerinde aydın bir düşüncenin ve bu doğrultuda yaşanmış bir ömrün izleri vardır. Üstelik sadece şairliğiyle ve öykücülüğüyle değil, tiyatro yazarlığıyla da Türk edebiyatına damgasını vurmuştur. Anadolu’nun sonsuz kaynağından beslenen Cumalı, olay ve karakter ilişkisi yaratmada hiç sıkıntı çekmez. Anadolu insanını iyi tanımıştır çünkü. Özümsemiştir. Tüm eserlerinde olduğu gibi oyunlarında da tüm gerçekçiliğiyle Anadolu’yu ve Anadolu insanını anlatmıştır. Bu anlamda kendi ulusal tiyatromuzun yaratılmasında Cumalı’nın büyük bir payı vardır. Çağının yaşam biçimini oyunlarına da yansıtan Cumalı, Türk tiyatrosuna on üçü dram olmak üzere toplam yirmi üç eser kazandırmıştır. Cumalı’nın eserlerinin sinemamıza da büyük yansımaları olmuştur. Boş Beşik adlı oyunu ve Susuz Yaz adlı eseri ikişer kez, Dila Hanım ve Zeliş adlı eserleri de birer kez beyazperdeye aktarılmıştır. Metin Erksan tarafından 1963 yılında uyarlanan Susuz Yaz, 1964’teki Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü alarak, Türkiye’ye uluslararası arenada ilk büyük ödülü kazandırmıştır. Cumalı, “kısmeti kapalı gençlik” olarak nitelediği kuşağının tüm sorunlarına eserlerinde yer vermiştir. Cumalı’nın eserlerinde mitoloji de vardır, çağları kapsayan kültür zenginliği de. Yaşam, O’nun eserlerinde şekillenmiştir. "Nigar Özafacan" Ercestbeau 10 Mart 2008 17:44Hocam ne demek bu çiçekler size feda olsun , memleketimin çiçekleri :} necati cumaliden yazıyorum size bir katkım olacaksa ne mutlu bana bu arada bir şiir yazacağım. :) Ay Işığı Ben uzaklardan beklerdim, II Gece yarısı elbiselerim, .......... Necati Cumali Ercestbeau 10 Mart 2008 17:38Hocam :), bugün çok özel bir gün ve bugün anlamına işaret etmek adına size bu çiçeği yolluyorum :) 8 mart dünya kadınlar gününüzü en yürekten duygularımla kutluyorum . Ercestbeau 08 Mart 2008 11:32 |